Ben aldırma işlemi, cildimize doğal rengini veren melanosit hücrelerinin belirli noktalarda kümelenerek oluşturduğu renkli veya kabarık yapıların (nevüslerin), estetik beklentiler ya da dermatolojik sağlık gereksinimleri doğrultusunda vücuttan kalıcı olarak uzaklaştırılmasıdır. Cilt yüzeyinde istenmeyen bir görünüme yol açan veya zamanla yapısal değişime uğrayarak risk potansiyeli taşıyan bu oluşumların temizlenmesi, dokunun doğal sağlığını ve bütünlüğünü korumak adına atılan en temel tıbbi adımdır. Gelişmiş medikal uygulamalar sayesinde, lezyonun anatomik konumuna ve karakterine en uygun yaklaşım belirlenerek cilt dokusuna minimum müdahaleyle maksimum konfor sağlanır. Böylece hem görsel bütünlük yeniden tesis edilir hem de cilt sağlığı güvenle koruma altına alınarak pürüzsüz bir görünüm elde edilir.
Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi, El Cerrahisi Uzmanı
Tıp eğitimini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 1996’da, uzmanlık eğitimini 1996-2002 arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı’nda tamamladı.
2002-2009 yılları arasında Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı’nda çalıştı.
2009 yılından itibaren Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı’nda çalışmaktadır. 2011 yılında Doçent ünvanını aldı. 2019 yılında Profesör olan Dr. Nasır halen bu kadroda öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
Devamını GörüntüleVücudumuzdaki Benler Nasıl Oluşur ve Ben Aldırma Öncesi Hangi Türleri Bilmeliyiz?
Derimizin en üst tabakası ile onun hemen altındaki daha derin katmanlar sürekli bir hücresel etkileşim içindedir. Cildimize doğal tonunu veren melanosit adı verilen hücreler, melanin pigmentini üretmekle görevlidir. Çeşitli genetik yatkınlıklar ve çevresel faktörlerin etkisiyle bu hücreler zaman zaman normal dağılımlarının dışına çıkarak cildin belirli alanlarında yoğun kümeler oluştururlar. Meydana gelen bu iyi huylu hücresel toplanmalara genel olarak ben adı verilir. Yenidoğan bebeklerde pigment üretimi henüz tam kapasiteye ulaşmadığı için benler ilk başta pek fark edilmez. Ancak aylar ve yıllar ilerledikçe hücresel aktivitenin artmasıyla bu yapılar cilt yüzeyinde yavaş yavaş belirgin bir form kazanır.
Benler vücudun hemen hemen her bölgesinde ortaya çıkabilir ve bulundukları deri katmanına, gelişim süreçlerine göre farklı isimler alırlar. Klinik olarak karşılaşılan başlıca ben türleri şunlardır:
- Junctional nevüs
- Compound nevüs
- İntradermal nevüs
- Blue nevüs
- Konjenital nevüs
- Displastik nevüs
- Spitz nevüs
Junctional nevüsler genel olarak çocukluk yıllarında kendisini gösteren oluşumlardır. Melanosit kümeleri cildin en üst tabakası ile alt tabakası arasındaki sınır hattında toplanır. Yapısal olarak deriyle genellikle aynı hizada, düz ve koyu renkli lezyonlar şeklinde izlenirler.
Compound nevüsler ise yaşın ilerlemesi ve özellikle ergenlik dönemine girilmesiyle belirginleşen yapılardır. Bu aşamada hücreler sadece sınır hattında kalmayıp alt tabakalara doğru da yayılmaya başlar. Bunun sonucunda deri yüzeyinden hafifçe kabarık, genellikle kahverengi tonlarında benler ortaya çıkar.
İntradermal nevüsler erişkinlik evresinde en çok rastlanan türlerdendir. Hücreler artık sınır hattını terk edip bütünüyle derin dokulara yerleşmiştir. Bu durum benin dışarıdan kubbe şeklinde kabarık görünmesine yol açar. Genellikle deri renginde ya da açık kahverengi olurlar ve üzerlerinde tüy barındırabilirler.
Blue nevüsler, adından da anlaşılacağı gibi mavi veya mavi-gri tonlarında görünen ilginç yapılardır. Pigmentin derinin çok derin katmanlarında yer alması, üzerine düşen ışığın yansıma şeklini değiştirir ve bu optik yanılsama sonucunda kahverengi yerine mavimsi bir renk algılanır.
Konjenital nevüsler doğuştan var olan lezyonlardır. Anne karnındaki gelişim evresinde ortaya çıkarlar. Özellikle boyutları çok büyük olanlar ilerleyen yaşlarda daha fazla risk barındırabileceği için yakından takip edilmeleri önerilir.
Displastik nevüsler, yapısal anlamda atipik özellikler taşıyan, sınırları düzensiz ve renk dağılımı alacalı olan benlerdir. Görsel olarak bazen cilt kanserini andırabildikleri için ben aldırma ve dermatolojik takip süreçlerinde en çok dikkat edilen gruplardan birini oluştururlar.
Spitz nevüsler ise daha çok çocukluk çağında yüz bölgesinde aniden beliren, hızlı büyüme eğilimi gösteren pembe veya kırmızımsı renkli lezyonlardır. Hızlı büyümeleri endişe yaratsa da çoğunlukla iyi huylu karakterdedirler.
Kanser Riski Taşıyan Benler Nasıl Anlaşılır ve Ben Aldırma Kararı Nasıl Verilir?
Cildimizdeki pigmentli lezyonların alınmasında estetik beklentiler sıkça ön plana çıksa da tıbbi yaklaşımda birincil amaç onkolojik güvenliği sağlamaktır. Melanosit hücrelerinden köken alan ve oldukça hızlı ilerleme potansiyeli taşıyan cilt kanseri türleri, erken teşhis edilmediğinde istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Toplumda bu tür hastalıkların genellikle var olan bir benin üzerinden geliştiği düşünülür. Oysa istatistiklere bakıldığında şüpheli lezyonların büyük bir çoğunluğu, daha önce hiçbir benin bulunmadığı normal görünümlü cilt üzerinde yeni bir oluşum şeklinde ortaya çıkar. Bu durum vücutta aniden beliren veya karakter değiştiren her lezyonun dikkatle incelenmesini gerektirir.
Şüpheli bir lezyonu değerlendirirken dikkat edilen temel kriterler şunlardır:
- Asimetri
- Sınır düzensizliği
- Renk çeşitliliği
- Çap büyüklüğü
- Yapısal değişim
Asimetri, benin ortasından hayali bir çizgi çekildiğinde iki yarısının birbirine benzememesi durumudur. Sağlıklı benler büyük oranda simetrik ve düzenli bir yapıya sahiptir.
Sınır düzensizliği, lezyonun kenarlarının pürüzsüz veya yuvarlak olmak yerine çentikli, girintili çıkıntılı veya silik bir görünüm almasıdır. Kenarların adeta bir harita sınırı gibi karmaşık olması şüphe uyandırıcı bir bulgudur.
Renk çeşitliliği, benin tek bir homojen tona sahip olmak yerine içinde siyah, kahverengi, kırmızı, beyaz hatta lacivert gibi birden fazla rengi barındırmasıdır. Renklerin düzensiz dağılımı hücresel bir hareketliliğin işareti olabilir.
Çap büyüklüğü değerlendirmesinde genellikle lezyonun 6 milimetreden büyük olup olmadığına bakılır. Bu boyut, yaklaşık olarak kurşun kalem arkasındaki silgi büyüklüğüne denk gelir. Ancak küçük çaplı lezyonların da risk taşıyabileceği unutulmamalıdır.
Yapısal değişim süreci, aslında en önemli kriterlerden biridir. Benin zaman içinde hızlı bir büyüme sergilemesi, kanamaya başlaması, üzerinde kabuklanmalar oluşması veya kaşıntı yapması gibi dinamik belirtiler oldukça önemlidir.
Bu klinik gözlemler çıplak gözle yapıldığında doğruluk payı belirli bir seviyede kalır. Teşhisin güvenirliğini artırmak için derinin iç katmanlarını yüksek büyütme ve özel ışık altında gösteren dijital dermatoskopi cihazlarından yararlanılır. Vücudunda çok sayıda ben bulunan veya atipik özellikte nevüslere sahip bireyler risk grubunda değerlendirilir ve ben aldırma işlemlerinden önce bu teknolojik cihazlarla haritalandırma yapılarak lezyonlar kayıt altına alınır.
Toplumdaki “Bene Bıçak Değerse Kanser Olur” İnancı Ben Aldırma Sürecini Nasıl Etkiler?
Halk arasında oldukça yaygın olan ve birçok kişinin gerekli tıbbi müdahalelerden kaçınmasına yol açan bu inanç, bilimsel verilerle uyuşmayan bir yanılgıdır. Çoğu zaman kişiler, vücutlarında değişim gösteren ve artık rahatsızlık vermeye başlayan bir lezyonu fark ettiklerinde uzmana başvurmakta gecikirler. Süreç uzadıkça, eğer lezyon doğası gereği kötü huyluysa zaten derin dokulara doğru ilerlemeye başlar. Gecikmeli olarak yapılan cerrahi müdahaleden bir süre sonra hastalık farklı alanlarda belirti verince, bu durum yanlış bir şekilde cerrahi işleme bağlanır. Oysa asıl sorun müdahalenin yapılması değil bu müdahale için uzun süre beklenmiş olmasıdır.
Riskli görülen bir benin uygun tekniklerle etrafındaki bir miktar sağlıklı dokuyla birlikte deriden uzaklaştırılması, istenmeyen durumların önlenmesinde atılacak en güvenli adımdır. Cerrahi bir operasyonda en çok özen gösterilen konu, şüpheli yapıya ait hücresel parçaların deri içinde geride kalmamasıdır. temizlenmeyen ve kökü derinde kalan lezyonlar zamanla tekrar büyüme eğilimi gösterebilir.
Eğer bir lezyonda risk şüphesi varsa lazer veya benzeri buharlaştırma yöntemleri yerine eksizyonel biyopsi adı verilen cerrahi teknik uygulanır. Bu yaklaşım sadece küçük bir parça almak yerine teşhis ve tedaviyi eş zamanlı sunacak şekilde lezyonun bütün olarak çıkarılmasını sağlar. Lezyonun sadece yüzeyinden tıraşlama yapılması veya ortasından küçük bir parça alınması, derinlik değerlendirmesini yanıltabilir. Hücresel kalınlığın doğru ölçülememesi ileri aşama tedavi planlamalarını olumsuz etkileyeceği için, şüpheli lezyonların uygun cerrahi sınırlarla çıkarılıp patolojik incelemeye gönderilmesi en rasyonel yaklaşımdır.
Ben Aldırma Operasyonlarında Ağrı Hissedilir mi ve Anestezi Nasıl Uygulanır?
Operasyon kararı alan kişilerin zihnindeki en büyük soru işaretlerinden biri de işlem sırasında ağrı duyulup duyulmayacağıdır. Ben aldırma işlemleri, enfeksiyon riskini en aza indirecek steril klinik koşullarında, kişinin bilinci açıkken konforlu bir şekilde gerçekleştirilir. Hastanın genel sağlık durumu değerlendirildikten sonra anestezi aşamasına geçilir.
Lokal anestezi sürecinde kullanılan temel yaklaşımlar şunlardır:
- Topikal kremler
- İnce uçlu iğneler
- Subdermal enjeksiyonlar
- Adrenalinli solüsyonlar
Topikal kremler, derinin yüzeysel tabakasını uyuşturmak için işlemden belirli bir süre önce uygulanır. Daha çok yüz, boyun gibi cildin ince olduğu alanlarda tercih edilir. Ancak benin derin dokulara uzandığı veya kalın derili vücut bölgelerinde bu kremler tek başına yeterli gelmeyebilir.
İnce uçlu iğneler, lokal anestezik ilacın cilde zerk edilmesi sırasında oluşabilecek batma hissini çok büyük oranda hafifletir. Hastalar genellikle sadece anlık ve hafif bir sinek ısırığı benzeri his yaşarlar.
Subdermal enjeksiyonlar, doktorun ilacı deri katmanlarının arasına değil de cildin hemen altındaki daha gevşek yağlı doku sınırına yapmasını ifade eder. Doku içinde basınç oluşmadığı için enjeksiyon sırasındaki yanma ve ağrı hissi büyük oranda azalır.
Adrenalinli solüsyonların kullanımı ise cerrahi işlemlerin konforunu artıran bir diğer önemli detaydır. Lokal anestezi ilacına eklenen adrenalin, enjekte edildiği bölgedeki kılcal damarları daraltır. Bu sayede kesi yapıldığında kanama seviyesi oldukça düşük seyreder ve çalışma alanı netleşir. Damarların daralması aynı zamanda uyuşturucu maddenin kan dolaşımıyla hızlıca bölgeden uzaklaşmasını engeller; böylece hissizlik süresi işlem sonrası birkaç saati bulacak şekilde uzatılmış olur.
Cerrahi Ben Aldırma İşlemi Nasıl Yapılır ve İz Kalmaması İçin Neler Hedeflenir?
Bölge tamamen uyuşturulduktan sonra ameliyat safhasına geçilir. Cerrahi yöntemi diğer işlemlerden ayıran en belirgin yön, cildin anatomik gerilim yönlerine uygun planlamalar yapılmasıdır. İnsan vücudunun her bölgesinde derinin doğal bir esneme ekseni bulunur. Yapılacak kesilerin rastgele değil bu doğal çizgilere uyumlu şekilde planlanması, aylar süren iyileşme sürecinde çok büyük fark yaratır.
Cerrahi müdahale sırasında estetik sonucu iyileştirmek için dikkat edilen unsurlar şunlardır:
- Langer çizgileri
- Eliptik kesi
- Subkutiküler dikiş
- Dokulara nazik yaklaşım
Langer çizgileri olarak bilinen deri gerim hatlarına paralel olarak atılan kesiler, yara dudaklarının dışarıdan mekanik bir gerginliğe maruz kalmasını engeller. Bu gerilimsiz ortam, skar adı verilen yara izinin zamanla genişlemesini önlemeye yardımcı olur.
Eliptik kesi tekniği, dokunun yuvarlak veya kare değil bir badem şeklini andıracak biçimde çıkarılmasını ifade eder. Yuvarlak bir doku çıkarıldığında yara uçlarında potluklar oluşabilir. Oysa eliptik kesi yaranın çok daha düzgün ve potluk olmadan kavuşmasına zemin hazırlar. Lezyon uygun güvenlik sınırlarıyla beraber tek parça halinde alınır ve incelenmek üzere ayrılır.
Subkutiküler dikiş, işlem sonrası estetik görünümü belirleyen en önemli faktörlerdendir. Klasik yöntemlerde iplikler derinin dışından batırılıp bağlandığı için dış yüzeyde izler oluşabilir. Ancak bu teknikte, yara dudakları derinin alt tabakalarından geçen özel ipliklerle birleştirilir. Cildin yüzeyinde herhangi bir dikiş materyali görünmez.
Dokulara nazik yaklaşım prensibiyle hareket edilerek cilt yüzeyi gerilimsiz bir şekilde birbirine kavuşturulur. Alt tabakalardaki güçlü destek, üst derinin adeta iki kağıdın ucunun değmesi gibi birleşmesini sağlar. Bu uygulama, ilerleyen dönemde yaranın dışa doğru kalınlaşarak kabarması riskini de önemli ölçüde azaltır. Eğer çıkarılan lezyon büyükse ve yara dudakları bir araya gelmiyorsa, etraftaki sağlıklı dokuların o bölgeye kaydırılması gibi daha ileri plastik cerrahi tekniklerine başvurulabilir.
İletişime Geçin!
Ameliyatsız Ben Aldırma Yöntemleri Nelerdir ve Hangi Durumlarda Tercih Edilir?
Her ben için cerrahi bir operasyon şart değildir. Kişi sadece kozmetik beklentilerle benlerinden kurtulmak istiyorsa ve yapılan dermatoskopik kontrollerde lezyonun kesinlikle iyi huylu olduğu anlaşılmışsa, ameliyatsız alternatifler de devreye girebilir. Bu yöntemler dikiş gerektirmeyen ve iyileşme sürecinin görece daha hızlı ilerlediği pratik çözümler sunar.
Sıkça başvurulan ameliyatsız yöntemler şunlardır:
- Radyofrekans uygulamaları
- Lazer sistemleri
- Tıraşlama tekniği
- Kriyoterapi işlemi
Radyofrekans uygulamaları, özel jeneratörlerde üretilen yüksek frekanslı radyo dalgalarının ince kalem uçlarıyla nevüs dokusuna iletilmesi prensibine dayanır. Bu dalgalar, hedeflenen hücrelerin içindeki suyun aniden ısınmasını ve hücrenin buharlaşmasını sağlar. Sağlıklı cilt hücrelerine zarar vermeden, sadece ben dokusunu oldukça hassas sınırlarla uzaklaştırmaya yardımcı olur. Hem deriyle aynı hizada olan hem de ciltten kabarık yapıdaki iyi huylu lezyonların tedavisinde sıklıkla tercih edilir. İşlem süresi oldukça kısadır ve anlık bir ısı hissi haricinde yüksek bir ağrı profili barındırmaz.
Lazer sistemleri, belirli dalga boylarındaki yüksek enerjili ışığın ben içindeki renk verici pigmentler tarafından emilmesi yoluyla çalışır. Işığı emen hücreler hızla ısınarak tahrip olur. Özellikle yüz veya boyun gibi hassas bölgelerdeki yüzeysel, cilt hizasındaki düz ve koyu renkli benlerde olumlu sonuçlar alınmasına imkan tanır. Derin kökleri olmayan lezyonlarda çevre dokuya ısı hasarı vermeden çalışmak mümkündür. Ancak ben kabarık veya çok derin yerleşimliyse lazer enerjisi derine inemeyeceğinden çok sayıda seans gerektirebilir ve nüks ihtimali gündeme gelebilir. Ayrıca doku tamamen tahrip olduğu için bu yöntem uygulandığında laboratuvar incelemesi yapmak mümkün olmaz.
Tıraşlama tekniği, deriden dışarı taşan kubbe benzeri iyi huylu benlerin tedavisinde kullanılan pratik bir yaklaşımdır. Lokal anestezi altında lezyonun kabarık kısmı neşter yardımıyla cilt hizasından tıraşlanarak alınır. Kök kısmı derinin içinde kaldığı için dikiş gerekmez, bölgede oluşan ince kılcal kanamalar çeşitli tıbbi solüsyonlarla durdurulur ve alan doğal iyileşmeye bırakılır. Ancak melanosit üreten kök hücreler alt dokuda kaldığı için ilerleyen süreçte aynı bölgede renklenmenin tekrar etme ihtimali yüksektir.
Kriyoterapi işlemi ise çok düşük sıcaklıklardaki sıvı azot gazının lezyon üzerine püskürtülerek dokunun dondurulmasını amaçlar. Dondurulan hücreler yapısal bütünlüğünü kaybederek çürür ve sonrasında bir kabuk halinde dökülür. Daha ziyade siğil veya bazı güneş lekeleri için düşünülse de sağlıklı dokuya da etki edebilmesi, işlem sonrası ağrılı geçebilecek süreci ve renk açılması şeklinde iz bırakma potansiyeli sebebiyle ben tedavisinde çok yaygın bir seçenek olmaktan çıkmaya başlamıştır.
Ben Aldırma İşlemi Sonrası Yara Bakımı Nasıl Yapılmalıdır?
İşlem odasında gerçekleştirilen müdahalenin niteliği kadar, evde sürdürülecek yara bakımı da nihai estetik görünüm üzerinde belirleyici bir role sahiptir. Bedenin kendini onarma sürecine doğru destek verilmesi, komplikasyon risklerini en aza indirerek sorunsuz bir iyileşme grafiği çizilmesine olanak tanır. Özellikle müdahaleyi takip eden ilk iki haftalık akut dönem çok önemlidir.
Akut iyileşme döneminde dikkat edilmesi gereken temel adımlar şunlardır:
- Steril bandaj kullanımı
- Su temasından kaçınma
- Nemli yara bakımı
- Kabuklara müdahale etmeme
Steril bandaj kullanımı, yaranın ilk aşamalarda dış dünyadaki çevresel etkenlerden korunması amacıyla oldukça kritik bir adımdır. Uygulanan bandajın altında cilt kendi biyolojik onarım mekanizmasını başlatır. Bu nedenle hekim aksini belirtmedikçe bantların belirli bir süre yerinden çıkarılmaması istenir.
Su temasından kaçınma kuralı da yaranın enfeksiyon kapmaması için dikkatle uygulanmalıdır. Özelikle ilk günlerde operasyon bölgesine su değdirilmemesi, hamam, sauna veya havuz gibi ortamlardan uzak durulması yaranın güvenli bir şekilde epitelize olmasına olanak tanır. Makyaj ve kozmetik ürünlerinin açık yaraya teması da bu dönemde ertelenmelidir.
Nemli yara bakımı modern tıbbın iyileşme sürecine bakış açısını yansıtır. Geçmişte yaraların kurutularak kabuklandırılması gerektiğine inanılırken, günümüzde hekimin reçete edeceği ince antibiyotikli kremlerle yaranın nemli tutulması önerilir. Bu durum yeni cilt hücrelerinin yara üzerinde çok daha hızlı göç etmesini sağlar ve bölgesel bakteri üremesini baskılar.
Kabuklara müdahale etmeme belki de en çok zorlanılan ama en önemli kuraldır. Buharlaştırma ve benzeri işlemlerden sonra yara yüzeyinde oluşan koyu renkli kabuklar, cildin doğal yara bantlarıdır. Bu kabukları elle koparmak, liflerle oynayıp erken düşürmeye çalışmak veya ovuşturmak alt kısımdaki taze hücrelerin hasar görmesine neden olur. Alttaki doku olgunlaştıkça o kabuk zaten kendiliğinden kuruyup düşecektir. Erken müdahaleler kalıcı bir yara izine zemin hazırlayabilir.
Ben Aldırma Sonrası Yara İzi Oluşumunu Azaltmak İçin Neler Yapılabilir?
Yara kapanıp yüzeydeki dikişler veya kabuklar ortadan kalktığında akut süreç biter ancak doku altında hücrelerin yapılanma faaliyetleri aylarca sürer. Bu uzun soluklu dönemde bölgenin kabarık, kızarık ve belirgin bir skar dokusuna dönüşmesini engellemek için proaktif bir yaklaşım sergilemek gerekir.
Uzun vadeli iz yönetimi için önerilen başlıca uygulamalar şunlardır:
- Silikon jel kullanımı
- Silikon tabaka uygulaması
- Güneş koruyucu kremler
- Tütün ürünlerinden uzak durma
Silikon jel kullanımı, yara izlerinin hafifletilmesinde çok sık başvurulan bilimsel temelli bir yöntemdir. Taze yara bölgesine sürülen bu jeller kuruduklarında cildin üzerinde gözle görülmeyen ancak nemin dışarı buharlaşmasını engelleyen koruyucu bir bariyer kurar. Doku içinde nem oranının yüksek kalması, vücudun daha fazla yara tamir hücresi ve kolajen üretmesini yavaşlatır. Böylelikle yaranın kabarması önlenirken dokunun yumuşamasına ve renginin daha çabuk solmasına yardımcı olunur. Jeller günde iki kez ince bir tabaka halinde uygulanarak kullanılır.
Silikon tabaka uygulaması, jel sürmenin uygun olmadığı veya düz yüzeylerdeki daha büyük lezyon alanlarında tercih edilir. Yapışkan özellikli bu ince yara örtüleri uzun saatler boyunca cilde temas ederek aynı koruyucu ve nem tutucu fonksiyonu yerine getirir. Disiplinli ve uzun süreli kullanımları hedeflenen kozmetik sonuçlara ulaşılmasını destekler.
Güneş koruyucu kremler, alttan çıkan yeni ve pembe cilt dokusunun morötesi ışınlardan korunması için büyük bir ihtiyaçtır. Yeni epitel dokusu güneş ışınlarına maruz kaldığında, kendini korumak adına yoğun bir pigment üretimi başlatabilir ve bu durum lezyon alanında ömür boyu kalabilecek koyu renkli lekelerin oluşmasına yol açar. Bunu engellemek adına dört mevsim boyunca yüksek faktörlü koruyucuların bölgeye düzenli olarak tatbik edilmesi tavsiye edilir.
Tütün ürünlerinden uzak durma ise iyileşme sürecinin görünmeyen kahramanıdır. İçeriğindeki maddeler kılcal damar dolaşımını yavaşlattığı için dokulara yeterli oksijen ve besin taşınmasını engeller. Düşük oksijenli ortam yaranın iyileşme hızını düşürür ve üretilen onarım liflerinin kalitesini bozar. Bu alışkanlığa ara vermek, vücudun kendi onarım kapasitesini en yüksek seviyede kullanmasına büyük oranda katkı sağlayacaktır.
Sıkça sorulan sorular
Son Yazılar
Türkiye’de El ve Mikrocerrahi Doktorları ve Hastaneleri Neden Tercih Ediliyor?
Ankara Plastik Rekonstrüktif Ve Estetik Cerrahi | Prof. Dr. Serdar Nasır » Genel » Türkiye’de [...]
Devamını Oku ➜Oca
Estetik ve Plastik Cerrahi Ameliyatları Öncesi ve Sonrası Doktor Önerileri
Ankara Plastik Rekonstrüktif Ve Estetik Cerrahi | Prof. Dr. Serdar Nasır » Genel » Estetik [...]
Devamını Oku ➜Oca
Ankara Yüz germe Ameliyatı Fiyatları
Ankara Plastik Rekonstrüktif Ve Estetik Cerrahi | Prof. Dr. Serdar Nasır » Estetik Cerrahi Fiyatları [...]
Devamını Oku ➜Oca
Karın Germe Ameliyatı Olanların Yorumları ve Deneyimleri
Ankara Plastik Rekonstrüktif Ve Estetik Cerrahi | Prof. Dr. Serdar Nasır » Hasta Yorumları & [...]
Devamını Oku ➜Oca
Göz Altı Işık Dolgusu ve Göz Altı Mezoterapisi Arasındaki Farklar Nelerdir?
Ankara Plastik Rekonstrüktif Ve Estetik Cerrahi | Prof. Dr. Serdar Nasır » Yüz Estetiği » [...]
Devamını Oku ➜Ara
Burun Estetiğinde Açık Teknik mi Kapalı Teknik mi? Farkları Nelerdir?
Ankara Plastik Rekonstrüktif Ve Estetik Cerrahi | Prof. Dr. Serdar Nasır » Yüz Estetiği » [...]
Devamını Oku ➜Ara
