Mikrocerrahi uygulamaları, mikroskop altında damar, sinir ve yumuşak doku yapılarının onarımı veya transferini içeren ileri düzey cerrahi işlemlerdir. En sık kullanılan alanlar arasında serbest doku transferleri, sinir onarımları ve replantasyon cerrahileri yer alır.
Serbest doku transferlerinde, vücudun başka bir bölgesinden alınan kas, deri, kemik veya kombine dokular, mikrovasküler bağlantılarla hasarlı alana nakledilir. Bu teknik; meme rekonstrüksiyonu, travma sonrası doku kaybı ve baş-boyun onarımlarında yaygın olarak uygulanır.
Sinir onarımı, kopan ya da kesilen sinirlerin uç uca dikilmesi veya greftle tamamlanması şeklinde yapılır. Erken dönemde yapılan müdahalelerle duyu ve motor fonksiyonların geri kazanımı mümkün olabilir. Uygulama sonrası fizik tedavi ile iyileşme desteklenir.
Mikrocerrahi, yüksek teknik donanım ve deneyim gerektirir. Cerrahi başarı, damar ve sinir bütünlüğünün sağlanmasıyla yakından ilişkilidir. Bu yöntemlerle hem estetik hem işlevsel iyileşme sağlanır; hastaların yaşam kalitesi ve sosyal uyumu artırılır.
| Bilmeniz Gerekenler | Bilgi |
| Tanım | Mikrocerrahi, çıplak gözle görülmeyecek kadar ince damar, sinir ve dokuların mikroskop altında özel cerrahi aletlerle onarılması veya nakledilmesi işlemidir. Özellikle doku kaybı, organ rekonstrüksiyonu ve fonksiyonel restorasyonlarda kullanılır. |
| Amacı | Damar, sinir, kas, deri, kemik gibi yapıların fonksiyonel ve estetik bütünlüğünü yeniden sağlamak; doku nakilleriyle kayıpları onarmak; travma veya tümör sonrası vücut bütünlüğünü geri kazandırmak. |
| Uygulama Alanları | Serbest doku transferleri (flep), uzuv replantasyonları (kopan uzvun dikilmesi), sinir onarımları (örn. brakiyal pleksus), damar onarımları, fonksiyonel kas nakilleri, meme ve alt ekstremite rekonstrüksiyonları. |
| Uygulama Yöntemleri | Mikrovasküler flep (örneğin DIEP, ALT, fibula flebi), sinir greftleri, damar anastomozları, tendon-sinir transferleri, serbest kas transferleri. |
| Anestezi Türü | Tüm mikrocerrahi işlemler genel anestezi altında gerçekleştirilir. |
| Operasyon Süresi | İşlemin kapsamına bağlı olarak 4–12 saat arasında değişebilir. Mikrovasküler doku transferleri en uzun sürenlerdendir. |
| İyileşme Süreci | Yoğun takip gerektirir; ilk 72 saat kritik dönemdir. Hastanede kalış süresi genellikle 5–10 gün; tam iyileşme birkaç hafta ila birkaç ay sürebilir. |
| Risk ve Komplikasyonlar | Flep kaybı (dolaşım bozulması nedeniyle), damar tıkanıklığı, hematom, enfeksiyon, sinir iyileşme sürecinin uzun olması, duyu/kas fonksiyonunun tam geri dönmemesi, revizyon ihtiyacı. |
| Kalıcılık Süresi | Başarılı mikrocerrahi işlemler kalıcıdır; ancak sinir onarımlarında fonksiyonel geri dönüş aylar içinde olur ve rehabilitasyon süreci gerektirir. |
| Uygunluk Kriterleri | Geniş doku kaybı olan hastalar, uzuv kopmaları, komplike travmalar, kanser sonrası rekonstrüksiyon ihtiyacı, sinir hasarı olan ve genel sağlık durumu ameliyata uygun bireyler. |
| Öncesi Hazırlık | Fiziksel muayene, damar haritalaması (Doppler USG, BT anjiyo), kan testleri, görüntüleme, besleyici damarların planlanması, multidisipliner değerlendirme. |
| Sonrası Bakım | Doku perfüzyonunun (kanlanma) izlenmesi, yatak istirahati, antibiyotik ve antikoagülan tedavi, yara ve dikiş bakımı, fizik tedavi ve rehabilitasyon sürecinin başlatılması. |
| Alternatif Uygulamalar | Lokal flepler veya greftler (küçük defektlerde), protez uygulamaları (uzuv kaybı sonrası), geleneksel sinir dikiş teknikleri (mikrocerrahi kadar hassas değildir). |
| Değerlendirme Süreci | Defektin yeri ve büyüklüğü, dolaşım ve sinir bütünlüğü, doku kalitesi, fonksiyonel hedefler ve hastanın genel durumu dikkate alınarak kişiye özel mikrocerrahi plan yapılır. |
Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi, El Cerrahisi Uzmanı
Tıp eğitimini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 1996’da, uzmanlık eğitimini 1996-2002 arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı’nda tamamladı.
2002-2009 yılları arasında Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı’nda çalıştı.
2009 yılından itibaren Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı’nda çalışmaktadır. 2011 yılında Doçent ünvanını aldı. 2019 yılında Profesör olan Dr. Nasır halen bu kadroda öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
Devamını GörüntüleMikrocerrahi Nedir?
Mikrocerrahi, ameliyat mikroskobu ve özel hassas cerrahi aletler kullanılarak çok küçük damar, sinir ve dokular üzerinde gerçekleştirilen ileri düzey bir cerrahi tekniktir. Genellikle kopan uzuvların yeniden yerine dikilmesi, doku nakilleri, sinir onarımları ve bazı rekonstrüktif ameliyatlarda uygulanır. Bu yöntem, dokuların fonksiyonel ve estetik olarak en iyi şekilde onarılmasını hedefler ve yüksek teknik uzmanlık gerektirir.
Mikrocerrahi teknolojisi ve mikroskoplar nasıl bir evrim geçirmiştir?
Eskiden cerrahlar sadece büyüteçli gözlüklerle (lup) çalışırken, bugün ameliyathanelerimiz neredeyse bir uzay üssünü andırıyor. Bu evrim, sadece görüntüyü büyütmekle kalmadı, cerrahi başarı oranlarını da dramatik bir şekilde yukarı taşıdı. 19. yüzyılın sonlarında basit merceklerle başlayan bu serüven, bugün dijitalleşmenin zirvesine ulaştı.
Modern cerrahi mikroskoplar, bize sadece büyütülmüş bir görüntü sunmaz; aynı zamanda derinlik algısı kazandırır. Bu çok kritiktir çünkü üç boyutlu bir organ üzerinde çalışırken derinliği kaybetmek, yanlış bir hamleye sebep olabilir. Yeni nesil cihazlar, dokuların en ince ayrıntılarını, damar duvarlarını ve sinir kılıflarını kristal netliğinde gösterir. Ayrıca gelişmiş aydınlatma sistemleri sayesinde, en derin ve karanlık noktalarda bile gölge oluşmadan çalışabiliriz. Bu teknolojilerin cerrahiye kattığı bazı önemli avantajlar şunlardır:
- Derinlik
- Netlik
- Güvenlik
- Hız
- Konfor
- Kayıt
Özellikle floresan boyama teknolojileri gibi ek donanımlar, ameliyat sırasında gözle görülmeyenleri görmemizi sağlar. Damardan verdiğimiz özel bir boya sayesinde, dokunun kanlanıp kanlanmadığını veya bir tümörün nerede bittiğini mikroskop altında farklı renklerde parlayarak görebiliriz. Bu da “acaba doku yaşıyor mu?” sorusunu ortadan kaldırır ve emin adımlarla ilerlememizi sağlar.
Serbest flep cerrahisi ve doku nakli ne anlama gelir?
Plastik cerrahide “rekonstrüktif merdiven” dediğimiz bir onarım hiyerarşisi vardır. Basit yaraları dikişle, biraz daha büyüklerini deri yamalarıyla kapatırız. Ancak kemiğin açıkta olduğu, çok geniş doku kayıplarının yaşandığı durumlarda bu basit yöntemler işe yaramaz. İşte merdivenin en üst basamağı olan “serbest flep” cerrahisi burada devreye girer.
Serbest flep, vücudun sağlıklı bir bölgesinden alınan dokunun, damar sapıyla birlikte tamamen ayrılarak başka bir bölgeye taşınmasıdır. Bu doku deri, kas, kemik veya yağ olabilir. Önemli olan bu parçayı besleyen ana damarı bulup, alıcı bölgedeki damara mikroskop altında dikmektir (anastomoz). Yani fişi prizden çekip, başka bir odadaki prize takmak gibidir; elektrik (kan) akışı yeniden sağlandığında cihaz (doku) çalışmaya devam eder. Bu yöntem genellikle başka hiçbir şansın kalmadığı durumlarda uzvun kesilmesini önleyen veya hastanın sosyal hayata dönmesini sağlayan bir kahramandır.
Baş ve boyun bölgesindeki kayıplarda estetik ve fonksiyon nasıl sağlanır?
Baş ve boyun bölgesi, insan hayatının en kritik kavşağıdır. Yemek yeme, nefes alma, konuşma ve insan içine çıkmamızı sağlayan yüz estetiği bu bölgededir. Kanser cerrahisi veya ağır travmalar sonrası bu bölgede oluşan kayıplar, hastayı hem fiziksel hem de psikolojik olarak derinden etkiler. Mikrocerrahi ile bu kayıpları onarırken hedefimiz sadece deliği kapatmak değil kaybedilen fonksiyonu geri getirmektir.
Örneğin dil kanseri nedeniyle dili alınan bir hastayı düşünün. Bu hastanın tekrar konuşabilmesi ve yemek yiyebilmesi için yeni bir dile ihtiyacı vardır. Genellikle kolun iç kısmından (radial ön kol) aldığımız ince ve esnek dokuyu kullanarak hastaya yeni bir dil yapabiliriz. Bu doku incedir, kıvrılabilir ve ağız içine çok iyi uyum sağlar.
Eğer çene kemiği alınmışsa, bu kez bacak kemiğinden (fibula) faydalanırız. Bacağın yük taşımayan bu ince kemiğini damarlarıyla birlikte alıp, yüze uygun şekilde şekillendirerek yeni bir çene kemiği oluştururuz. Hatta bu kemik canlı olduğu için, iyileşme tamamlandığında üzerine diş implantı bile yapılabilir. Baş-boyun onarımlarında sıklıkla kullandığımız donör bölgeler şunlardır:
- Önkol
- Uyluk
- Baldır
- Sırt
- Karın
- Kalça
Bu operasyonlar sayesinde hastalar aynaya baktıklarında kendilerini tanıyabilir, yemeklerini yiyebilir ve sosyal hayatlarına devam edebilirler.
Meme kanseri sonrası kendi dokunuzla onarım mümkün müdür?
Meme kanseri, kadınların en sık karşılaştığı kanser türlerinden biridir ve mastektomi (memenin alınması) süreci, tedavi kadar travmatik olabilir. Meme onarımı (rekonstrüksiyon), bu sürecin tamamlayıcı bir parçasıdır. Silikon implantlar pratik bir çözüm olsa da “en doğal” sonuç her zaman hastanın kendi dokusuyla (otolog) yapılan onarımlardan gelir.
Kendi dokunuzla yapılan onarımların en büyük avantajı, dokunun size ait olmasıdır. Vücut sıcaklığınızla aynıdır, dokunduğunuzda yumuşaktır ve en önemlisi, siz kilo aldığınızda o da büyür, verdiğinizde küçülür. Ayrıca radyoterapi (ışın tedavisi) görmüş ciltlerde implantların yarattığı komplikasyon risklerinden uzaktır.
Bu alanda “altın standart” olarak kabul ettiğimiz yöntem DIEP flebidir. Bu ameliyatta, karın alt bölgesindeki deri ve yağ dokusunu kullanırız. Tıpkı bir karın germe ameliyatı gibi karın bölgesindeki fazlalık alınır, ancak bu doku çöpe atılmak yerine damarlarıyla birlikte meme bölgesine taşınarak yeni bir meme formu verilir. En güzel yanı karın kaslarına hiç zarar vermeden bu işlemi yapabilmemizdir. Yani hem karın düzleşir hem de doğal bir meme elde edilir. Bu işlem için uygun olmayan hastalarda ise sırt veya uyluk bölgesinden doku nakilleri de mümkündür.
Travma sonrası uzuv kurtarma ve zamanlama neden kritiktir?
İş kazaları, trafik kazaları veya ateşli silah yaralanmaları… Yüksek enerjili travmalar sonucu oluşan açık yaralar ve kemik kırıkları, mikrocerrahinin en sık kullanıldığı alanlardan biridir. “Ekstremite kurtarma” dediğimiz bu süreçte mikrocerrahi çoğu zaman ampütasyon ile uzvun kurtarılması arasındaki ince çizgidir.
Burada en önemli faktör “zamanlama”dır. Yaralanma sonrası ilk günler bizim için çok kıymetlidir. “Akut dönem” dediğimiz ilk 7 gün içinde yapılan doku nakillerinde başarı oranı çok yüksektir ve enfeksiyon riski minimumdur. Çünkü dokular henüz ödemlenmemiştir, damarlar yapışmamıştır ve cerrahi diseksiyon daha kolaydır. Zaman geçtikçe yara bölgesinde iltihaplanma başlar ve dokular birbirine yapışır, bu da damar bulmayı ve dikmeyi zorlaştırır.
Özellikle kirlenmiş, toprakla veya paslı metalle temas etmiş yaralanmalarda, ölü dokuların temizlenmesi (debridman) ve hemen ardından o bölgenin kanlanan canlı bir dokuyla kapatılması gerekir. Bu canlı doku, bölgeye antibiyotik taşıyarak enfeksiyonun kemiğe işlemesini (osteomiyelit) engeller. Travma cerrahisinde başarıyı etkileyen faktörler şunlardır:
- Yaş
- Sigara
- Diyabet
- Beslenme
- Zamanlama
- Hijyen
Kesilen sinirler onarılabilir mi ve his kaybı geri döner mi?
Sinir yaralanmaları, cerrahinin sabır testidir diyebiliriz. Sinirleri “elektrik kabloları” gibi düşünebilirsiniz; beyinden gelen emri kasa iletirler veya deriden gelen hissi beyne taşırlar. Bu kablolar kesildiğinde hareket ve his kaybolur. Mikrocerrahi ile bu kopan uçları, saç telinden ince dikişlerle, mikroskop altında “fasikül” dediğimiz iç demetleri eşleştirerek onarırız.
Ancak sinir iyileşmesi, diğer dokular gibi hızlı değildir. Sinir lifleri günde ortalama 1 mm hızla ilerler. Yani parmak ucundaki bir kesinin iyileşmesi aylar alabilir. Eğer sinirde bir parça kaybı varsa, uç uca gelmiyorsa, vücudun başka yerinden (genellikle bacakta his duyusunu taşıyan önemsiz bir sinir) parça alarak araya “yama” (greft) koyarız.
Bazen yaralanma çok yukarıda, örneğin omuz veya boyun kökündedir. Buradan parmak ucuna sinirin ulaşması yıllar sürebilir ve bu sürede el kasları eriyebilir. İşte burada “Sinir Transferi” dediğimiz akılcı bir yöntem uygularız. Hasarlı bölgenin yakınındaki sağlam ve feda edilebilir bir sinir dalını alıp, çalışmayan kasın sinirine bağlarız. Yani elektriği olan yan odadaki kablodan, elektriği kesik odaya hat çekeriz. Bu sayede iyileşme süresi kısalır ve kaslar erimeden fonksiyon geri kazanılır. Sonrasında beyin, bu yeni bağlantıyı öğrenmek için fizik tedavi ile eğitilir. Sinir iyileşmesini etkileyen faktörler şunlardır:
- Yaş
- Mesafe
- Gerginlik
- Sigara
- Yara
- Teknik
Kopan uzuvların yerine dikilmesi (Replantasyon) süreci nasıldır?
Replantasyon, yani kopan bir uzvun yerine dikilmesi, filmlerde gördüğünüzden çok daha karmaşık ve sistematik bir işlemdir. Bir parmağın, elin veya kolun kopması durumunda zamanla yarış başlar. Kopan parça, direkt buza temas etmeyecek şekilde soğuk bir ortamda korunarak hastaneye ulaştırılmalıdır.
Ameliyathanede işler belirli bir sırayla yürür. Önce “iskelet” kurulmalıdır; yani kırılan kemikler plak veya tellerle sabitlenir. Genellikle damar ve sinirlerin boyunun yetmesi için kemikten bir miktar kısaltma yapılır. Kemik sağlamlaştıktan sonra tendonlar (kirişler) onarılır ki parmak hareket edebilsin. En son ve en hassas aşama ise mikroskop altında damar ve sinirlerin dikilmesidir. Önce atardamarlar dikilerek kan akışı sağlanır, sonra toplardamarlar dikilerek kanın geri dönüşü garanti edilir.
Her kopan uzuv yerine dikilebilir mi? Maalesef hayır. “Giyotin” dediğimiz bıçak gibi keskin aletlerle olan düzgün kesilerde başarı şansı çok yüksektir (%90 civarı). Ancak pres makinesi, merdane veya trafik kazası gibi durumlarda oluşan “ezilme” yaralanmalarında dokular patladığı ve damar iç yapısı bozulduğu için başarı şansı düşer. Yine de mikrocerrahi teknikler sayesinde, eskiden imkansız denilen birçok uzuv bugün kurtarılabilmektedir. Replantasyon başarısını belirleyen kriterler şunlardır:
- Mekanizma
- Süre
- Soğukluk
- Seviye
- Deneyim
- Ekipman
İletişime Geçin!
Süpermikrocerrahi ile lenfödem tedavisinde yeni bir dönem mi başladı?
Lenfödem, halk arasında “fil hastalığı” olarak da bilinen, kol veya bacaklarda lenf sıvısının birikmesiyle oluşan inatçı şişliklerdir. Yıllarca bu hastalığın cerrahi bir tedavisi olmadığı, hastaların ömür boyu masaj ve bası giysisine mahkum olduğu düşünüldü. Ancak teknoloji geliştikçe, 1 milimetrenin bile altına inebildiğimiz “Süpermikrocerrahi” kavramı doğdu.
Bu teknikle, çapı 0.3 mm ile 0.8 mm arasında değişen, gözle görülmesi imkansız lenf damarları üzerinde çalışabiliyoruz. İki temel yöntemimiz var. Birincisi “Lenfatikovenüler Anastomoz (LVA)”. Burada, tıkalı olan lenf kanalını bulup, hemen yanındaki küçük bir toplardamara bağlıyoruz. Yani tıkalı trafiği by-pass ederek akışı otoyola (kana) veriyoruz. Bu işlem lokal anesteziyle bile yapılabilen, çok küçük kesiler gerektiren bir yöntemdir.
İkinci yöntem ise “Lenf Nodu Transferi”. Vücudun kasık veya boyun gibi sağlıklı bölgelerinden alınan lenf düğümlerini, damarlarıyla birlikte şiş olan kola veya bacağa naklediyoruz. Bu lenf düğümleri, sünger gibi çalışarak bölgedeki fazla sıvıyı emer ve ödemi azaltır. Bu tedaviler hastalığı tamamen yok etmese de uzvun çapını ciddi oranda küçültür, ağırlık hissini alır ve hastanın sık sık geçirdiği enfeksiyon ataklarını (selülit) önler. Lenfödem cerrahisinin hedefleri şunlardır:
- Hacim azaltma
- Enfeksiyon önleme
- Konfor artışı
- Giysi uyumu
- Psikolojik destek
- Hareket özgürlüğü
Robotik sistemler mikrocerrahide cerrahın elini nasıl güçlendiriyor?
Teknolojinin son harikası olan robotik cerrahi sistemleri (örneğin Da Vinci), mikrocerrahide de yerini almaya başladı. İnsan eli ne kadar yetenekli olursa olsun, fizyolojik bir sınırı ve çok hafif de olsa bir titremesi vardır. Robotik sistemler, cerrahın elindeki bu doğal titremeyi tamamen filtreler ve hareketi mikron düzeyinde kusursuzlaştırır.
Cerrah, hasta başındaki robotu bir konsoldan yönetir. Robotun kolları, insan bileğinin yapamayacağı manevraları yapabilir; örneğin kendi ekseni etrafında 540 derece dönebilir. Bu özellik, ağız içi, boğaz veya derin pelvik bölgeler gibi cerrahın elinin sığmakta zorlandığı dar alanlarda büyük avantaj sağlar. 15-20 kata kadar büyütme sağlayan 3 boyutlu kameralar sayesinde, en ince damarlar bile devasa borular gibi görünür. Bu da hata payını minimuma indirir. Robotik mikrocerrahi henüz her merkezde yaygınlaşmasa da gelecekte standart hale gelmesi beklenen, cerrahın yeteneklerini “süper insan” seviyesine çıkaran bir teknolojidir.
Ameliyat sonrası takip, komplikasyon yönetimi ve estetik revizyonlar nelerdir?
Mikrocerrahi ameliyatı bittiğinde işimiz aslında yeni başlar. Başarılı bir cerrahinin meyvesini toplamak için “postoperatif” dediğimiz ameliyat sonrası bakım hayati önem taşır. İlk 48-72 saat, bizim için en stresli dönemdir. Çünkü diktiğimiz damarlarda pıhtı oluşma ve kan akışının durma riski bu saatlerde en yüksektir.
Bu süreçte hastayı saatlik takiplerle izleriz. Naklettiğimiz dokunun rengine, ısısına ve üzerine bastığımızda kanın geri dolma hızına bakarız. Eğer doku morarırsa toplardamarda, beyazlaşır ve soğursa atardamarda sorun var demektir. Bu durumda hiç vakit kaybetmeden hastayı tekrar ameliyata alırız. İlk saatlerde fark edilen sorunlarda dokuyu kurtarma şansımız %90’ın üzerindeyken, geç kalınırsa bu şans hızla düşer. Bu yüzden tecrübeli bir ekip ve dikkatli bir gözlem, en az ameliyatın kendisi kadar önemlidir. Flep takibinde dikkat ettiğimiz kriterler şunlardır:
- Renk
- Isı
- Dolgunluk
- Kanama
- Kılcal dolum
Hasta taburcu olduktan ve iyileşme tamamlandıktan sonra (genellikle 3-6 ay sonra), bazen estetik dokunuşlar gerekebilir. Çünkü naklettiğimiz doku, bazen o bölgeye göre biraz kalın veya kaba durabilir. “Flep inceltme” dediğimiz işlemlerle, liposuction (yağ alma) yaparak veya dokuyu cerrahi olarak incelterek, o bölgeyi daha zarif, daha doğal ve çevre dokularla uyumlu hale getiririz. Özellikle el ve ayak gibi ayakkabı/eldiven giyilen yerlerde bu inceltme işlemleri hastanın konforunu çok artırır.
Mikrocerrahi Fiyatları 2026
Mikrocerrahi fiyatları ameliyatın yapılacağı hastaneye, hastanın durumuna göre değişmektedir.
Ankara'da Mikrocerrahi Yapan Doktorlar & Hastaneler
Mikrocerrahi Ankara'da plastik cerrahlar tarafından tarafından uygun alt yapıya sahip özel hastanelerde veya devlet hastanelerinde yapılır.
Mikrocerrahi Olanların Yorumları
Prof. Dr. Serdar Nasır'ın yorumları için Google Haritalar veya Doktor Sitesi'ni ziyaret edebilirsiniz.
Mikrocerrahi Öncesi Sonrası Fotoğrafları
Mikrocerrahi öncesi sonrası fotoğrafları için Instagram hesabını ziyaret edebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Mikrocerrahi, ameliyat mikroskobu altında damar, sinir ve lenfatik yapıların onarıldığı ileri düzey ve hassas bir cerrahi yöntemdir. Travma sonrası doku kayıpları, kanser cerrahisi sonrası rekonstrüksiyonlar, kopmalar, ciddi yaralanmalar ve sinir hasarlarında uygulanır.
Serbest doku transferi, vücudun bir bölgesinden damarlarıyla birlikte alınan canlı dokunun (deri, kas, kemik vb.) başka bir bölgeye mikrocerrahi teknikle nakledilmesidir. Özellikle geniş ve derin doku kayıplarında tercih edilir.
Travma, kesici-delici yaralanmalar, kırıklar veya bazı cerrahi işlemler sonrası sinirlerin kopması ya da hasar görmesi durumunda sinir onarımı yapılır. Amaç, kaybolan duyu ve kas fonksiyonlarını yeniden kazandırmaktır.
Sinir iyileşmesi oldukça yavaştır ve ortalama ayda yaklaşık 1 mm ilerler. Bu nedenle fonksiyonların geri kazanılması aylar sürebilir, bazı durumlarda tam iyileşme için 1 yıla kadar zaman gerekebilir.
Deri, kas, yağ, kemik, bağırsak dokusu veya bu yapıların kombinasyonları mikrocerrahi ile taşınabilir. Örneğin bacaktan alınan kas dokusu el, yüz veya çene onarımlarında kullanılabilir.
Evet, özellikle ameliyattan sonraki ilk 72 saat kritik dönemdir. Damar tıkanıklığı riski bu süreçte yüksektir. Bu nedenle hastalar yakın takip edilir ve erken fark edilirse tekrar müdahale ile damar açıklığı sağlanabilir.
Lenfatik mikrocerrahi, özellikle lenfödem tedavisinde kullanılır. Lenf damarlarının yeniden yapılandırılması veya sağlıklı lenf damarlarıyla birleştirilmesiyle kol ve bacaklardaki şişliklerin azaltılması hedeflenir.
İşlemin kapsamına göre değişmekle birlikte mikrocerrahi ameliyatları genellikle 4 ila 8 saat sürer. Bazı karmaşık vakalarda birden fazla cerrah birlikte çalışabilir ve özel teknik ekipmanlar kullanılır.
Evet, çocuklardan ileri yaş grubuna kadar uygulanabilir. Ancak hastanın genel sağlık durumu, damar yapısı ve ek hastalıkları detaylı şekilde değerlendirilerek karar verilir.
Evet, özellikle sinir ve kas transferlerinden sonra fizik tedavi büyük önem taşır. Fonksiyonların geri kazanılması için uzun süreli, düzenli ve sabır gerektiren bir rehabilitasyon süreci gerekir.
Son Yazılar
Türkiye’de El ve Mikrocerrahi Doktorları ve Hastaneleri Neden Tercih Ediliyor?
Ankara Plastik Rekonstrüktif Ve Estetik Cerrahi | Prof. Dr. Serdar Nasır » Genel » Türkiye’de [...]
Devamını Oku ➜Oca
Estetik ve Plastik Cerrahi Ameliyatları Öncesi ve Sonrası Doktor Önerileri
Ankara Plastik Rekonstrüktif Ve Estetik Cerrahi | Prof. Dr. Serdar Nasır » Genel » Estetik [...]
Devamını Oku ➜Oca
Ankara Yüz germe Ameliyatı Fiyatları
Ankara Plastik Rekonstrüktif Ve Estetik Cerrahi | Prof. Dr. Serdar Nasır » Estetik Cerrahi Fiyatları [...]
Devamını Oku ➜Oca
Karın Germe Ameliyatı Olanların Yorumları ve Deneyimleri
Ankara Plastik Rekonstrüktif Ve Estetik Cerrahi | Prof. Dr. Serdar Nasır » Hasta Yorumları & [...]
Devamını Oku ➜Oca
Göz Altı Işık Dolgusu ve Göz Altı Mezoterapisi Arasındaki Farklar Nelerdir?
Ankara Plastik Rekonstrüktif Ve Estetik Cerrahi | Prof. Dr. Serdar Nasır » Yüz Estetiği » [...]
Devamını Oku ➜Ara
Burun Estetiğinde Açık Teknik mi Kapalı Teknik mi? Farkları Nelerdir?
Ankara Plastik Rekonstrüktif Ve Estetik Cerrahi | Prof. Dr. Serdar Nasır » Yüz Estetiği » [...]
Devamını Oku ➜Ara
