Somon DNA uygulaması, ciltteki ince çizgileri, elastikiyet kayıplarını ve yaşlanma belirtilerini hücresel düzeyde onarmak amacıyla polinükleotid (PDRN) adlı biyoaktif moleküllerin cilde enjekte edildiği ameliyatsız bir cilt gençleştirme işlemidir. Dokuya dışarıdan yapay bir hacim veya sentetik bir dolgunluk vermek yerine, doğrudan cildin kendi onarım mekanizmalarını harekete geçirerek yeni kolajen ve elastin üretimini desteklemeyi hedefler. Cildin zamanla çevresel veya genetik faktörlerle kaybettiği nemi, yapısal bütünlüğü ve sağlıklı parlaklığı hücresel bir aktivasyonla geri kazandırmaya odaklanan bu medikal estetik tedavi, cilt kalitesini içeriden dışarıya doğru doğal bir yolla artırmaya yardımcı olur.
Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi, El Cerrahisi Uzmanı
Tıp eğitimini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 1996’da, uzmanlık eğitimini 1996-2002 arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı’nda tamamladı.
2002-2009 yılları arasında Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı’nda çalıştı.
2009 yılından itibaren Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı’nda çalışmaktadır. 2011 yılında Doçent ünvanını aldı. 2019 yılında Profesör olan Dr. Nasır halen bu kadroda öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
Devamını GörüntüleSomon DNA Uygulaması Nedir?
Polideoksiribonükleotid veya daha sık kullanılan kısa adıyla PDRN, laboratuvar ortamında özel yöntemlerle somon balıklarının sperm ve yumurta hücrelerinden ayrıştırılarak elde edilen oldukça saf ve biyoaktif nükleotid zincirleridir. Somon balığının genetik materyali, insan DNA’sı ile çok yüksek oranda yapısal benzerlik gösterir. Bu benzerlik ve biyolojik uyumluluk sayesinde, insan cildi bu nükleotid zincirlerini dışarıdan gelen yabancı bir kimyasal madde olarak algılamaz. Aksine, kendi doğal hücresel onarım döngüsünün eksik bir parçasıymış gibi kabul ederek hızla yapıya entegre eder.
Bu teknolojinin tıp dünyasındaki yolculuğu aslında estetik kaygılardan çok daha önce başlamıştır. Seksenli yılların sonlarına doğru diyabetik ayak yaralarının iyileştirilmesi, ağır yanık hasarlarının onarımı ve doku iltihaplarının tedavisi gibi çok ciddi medikal alanlarda kullanılmaya başlanan bu moleküller, dokuları iyileştirme konusundaki başarıları fark edildikçe estetik tıp alanına geçiş yapmıştır. İkibinli yılların başından itibaren dermatoloji ve plastik cerrahi kliniklerinde, cildin biyolojik yaşlanmasını yavaşlatmak ve çevresel hasarları onarmak amacıyla yoğun bir şekilde tercih edilen hücresel bir yenilenme aracı konumuna gelmiştir. Klasik kozmetik kremler cilt yüzeyinde geçici bir nem bariyeri kurarken, bu uygulama doğrudan derinin alt katmanlarına ulaşarak asıl üretim merkezini çalıştırır.
Somon DNA Cildin Altında Hangi Biyolojik Süreçleri Başlatır?
Cildimizin dermis adını verdiğimiz orta tabakasında, cildin esnekliğini, diriliğini ve pürüzsüz yapısını sağlayan temel maddeleri üreten fibroblast hücreleri bulunur. Bu hücreleri bir tür gençlik ve onarım fabrikası olarak düşünebilirsiniz. Yıllar geçtikçe, güneşin zararlı ışınlarına maruz kaldıkça veya stres seviyesi arttıkça bu fabrikaların üretim hızı ve kalitesi belirgin şekilde düşer. Bu madde cilde enjekte edildiğinde, fibroblast hücrelerinin zarlarında bulunan ve adenozin adı verilen özel reseptörlere tıpkı doğru deliği bulan bir anahtar gibi bağlanır.
Bağlanma gerçekleştiği anda hücre içinde bir sinyal trafiği başlar ve fibroblastların metabolik hızı artar. Bu uyarım sonucunda, cildin temel destek kolonları olan Tip I ve Tip III kolajen ile elastin liflerinin üretimi hızlanır. Tip I kolajen cildin yapısal sağlamlığını ve direncini desteklemeye yardımcı olurken, Tip III kolajen cilde bebeksi bir yumuşaklık ve esneklik kazandırmayı hedefler. Aynı zamanda hücrelerin kendi doğal hyalüronik asit üretimleri de uyarılarak, dokunun su tutma kapasitesi hücresel temelde desteklenmiş olur.
Hücresel düzeydeki etkiler sadece kolajen üretimiyle sınırlı kalmaz. Cildin alt katmanlarında yeni ve sağlıklı kılcal damar oluşumları desteklenir. Bu sayede kan dolaşımı zayıflamış, matlaşmış ve beslenemeyen dokulara daha fazla oksijen ve besin taşınması hedeflenir. Ayrıca kronik strese veya güneş hasarına bağlı olarak hücre çekirdeğinde oluşan ufak DNA kırıklarının onarım sürecine katkı sağlanır, cildin serbest radikaller adı verilen yıpratıcı moleküllere karşı direnci artırılır.
Somon DNA Tedavisi Hangi Cilt Sorunlarının Çözümünde Kullanılabilir?
Bu yöntem tek bir cilt tipine veya tek bir şikayete yönelik olmaktan ziyade, doku kalitesini genel olarak artıran geniş bir etki alanına sahiptir. Ciltte yapısal zayıflamaların görüldüğü birçok durumda yardımcı tedavi olarak planlanabilir. Kullanım alanlarından bazıları şunlardır:
- İnce kırışıklıklar
- Esneklik kaybı
- Matlık ve cansız görünüm
- Kronik nemsizlik
- Göz çevresi koyulukları
- Göz altı ince çizgileri
- Akne skarları
- Yara izleri
- Boyun ve dekolte sarkmaları
- Vücut çatlakları
- Saç seyrelmesi
Yüz bölgesinde zamanla oluşan yorgun ifadenin hafifletilmesinde ve ince statik kırışıklıkların görünümünün düzeltilmesinde büyük oranda destekleyicidir. Özellikle insan vücudunun en ince deri yapısına sahip olan göz çevresinde, koyu renkli halkaların ve minik torbalanmaların yarattığı gölgeli görünümü azaltmaya yardımcı olur. Bu bölgedeki kan dolaşımını düzenleyerek daha aydınlık bir bakış elde edilmesini destekler.
Geçmiş dönemlerde yaşanmış şiddetli sivilce ataklarının geride bıraktığı çukurluklar ve yara izleri de bu tedavinin ilgi alanına girer. Skar dokusunun altındaki hasarlı yapıyı uyararak yeni kolajen ağlarının oluşmasına zemin hazırlar ve böylece izlerin derinliğinin hafifletilmesine katkı sağlar. Aynı onarım mantığı, hızlı kilo değişimleri veya hamilelik sonrasında ciltte meydana gelen stria adı verilen çatlak görünümlerinin destekleyici tedavisinde de kullanılır. Ayrıca saç derisine uygulandığında, saç köklerini besleyen damar ağını canlandırarak zayıflamış saç tellerinin güçlenmesine yardımcı olması hedeflenir.
Somon DNA Uygulaması İçin Doğru Yaş Aralığı Nedir?
Yaşlanma, doğanın kaçınılmaz bir sürecidir ve tıbbın amacı bu süreci tamamen durdurmak değil dokuların sağlıklı bir şekilde yaş almasını sağlamaktır. Uygulamanın zamanlaması, hastanın doku kalitesine göre önleyici veya düzeltici olmak üzere iki ana yaklaşımla değerlendirilir. Yirmili yaşların ortalarından itibaren cildin doğal kolajen rezervleri yavaş yavaş azalmaya başlar. Yirmi beş ile otuz beş yaş aralığındaki bireylerde henüz derin kırışıklıklar yerleşmemiş olsa da cildin yapı taşlarını korumak amacıyla önleyici seanslar planlanabilir. Bu dönemde amaç cildin pürüzsüz dokusunu muhafaza etmek ve yıpranma belirtilerini olabildiğince geciktirmektir.
Kırk yaş ve üzeri grupta ise hücrelerin yenilenme hızı belirgin şekilde yavaşlamış, cilt elastikiyetini kaybetmeye başlamış ve mimik çizgileri statik kırışıklıklara dönüşmüş olabilir. Bu aşamada koruyucu bir yaklaşımdan ziyade, mevcut hasarı onarmaya yönelik düzeltici bir strateji izlenir. Hücresel uyarıyı sağlamak için daha yoğun protokoller uygulanır ve dokunun yeniden yapılandırılması hedeflenir. Yaş grubuna göre beklentiler de gerçekçi tutulmalıdır; ileri yaşlarda cildi tamamen yirmili yaşlara döndürmek mümkün olmasa da daha sağlıklı, daha canlı ve kendi potansiyelinin en iyi versiyonuna ulaşmış bir doku kalitesi hedeflenir.
Somon DNA Enjeksiyonu Klinik Ortamda Nasıl Yapılır?
Klinik ortamda yapılan hücresel uygulamalar, günlük hayatta sürülen kozmetiklerden çok daha yüksek medikal hassasiyet gerektiren tıbbi işlemlerdir. Uygulama aşamaları genel hatlarıyla şunlardır:
- Cilt temizliği
- Anestezik krem uygulaması
- Antiseptik temizlik
- Mikro enjeksiyon işlemi
- Yatıştırıcı bakım
Hasta kliniğe geldiğinde ilk olarak işlem yapılacak bölge her türlü makyaj, kir ve yağ kalıntısından arındırılır. Konforlu bir deneyim sağlamak ve iğne girişlerine bağlı ağrı hissini büyük oranda azaltmak için cilt yüzeyine lokal etkili anestezik kremler sürülür ve belirli bir süre uyuşması beklenir. Yeterli uyuşma sağlandıktan sonra, krem kalıntıları silinir ve tüm bölge tıbbi antiseptik solüsyonlarla dikkatlice dezenfekte edilerek steril bir çalışma alanı oluşturulur.
Enjeksiyon aşamasında tıpta kullanılan en ince iğneler tercih edilir. Çok milimetrik miktarlarda ürün, ciltte homojen bir yayılım sağlayacak şekilde belirli aralıklarla doğrudan dermis tabakasına bırakılır. Cilt altında biriken ürün ilk etapta minik kabarcıklar şeklinde görünebilir, ancak bu durum geçicidir. İşlem bölgenin genişliğine göre yirmi ile otuz dakika kadar sürer. Sonrasında cildi sakinleştirmek ve iğne giriş noktalarındaki kızarıklığı yatıştırmak için rahatlatıcı medikal kremler sürülerek hasta günlük hayatına uğurlanır.
Somon DNA Tedavisi Kaç Seans Uygulanır ve Etkileri Ne Zaman Görülür?
Hücresel tedavilerde vücudun doğal üretim fabrikalarını yeniden programlamak zaman alan bir süreçtir. Bu nedenle tek bir seansta tüm cilt sorunlarının ortadan kalkması beklenmez. Genellikle cildin ihtiyaç durumuna göre şekillenen, haftalar içine yayılmış kürler halinde bir yol haritası çizilir. Seans aralıkları hekimin doku analizine göre iki ile üç hafta arasında değişebilir ve tam bir onarım döngüsü için ortalama üç veya dört seanslık bir planlama yapılması öngörülebilir.
İşlemin hemen ardından ciltte hafif bir parlaklık hissedilse de asıl biyolojik değişimler kademeli olarak ortaya çıkar. İlk birkaç gün içinde dokunun nem dengesinde bir toparlanma ve kuruluk hissinde azalma gözlemlenmesi olasıdır. Üçüncü haftadan itibaren fibroblast hücrelerinin yeni kolajen üretimi yavaş yavaş cilde yansımaya başlar. Cildin yapısındaki temel sıkılaşma ve ince çizgilerdeki hafifleme etkileri ise onarım mekanizmalarının tam kapasiteye ulaştığı işlemden sonraki birinci ve ikinci aylar arasında belirginleşmeye başlar. Bu yavaş ama istikrarlı süreç elde edilen görünümün yapaylıktan uzak, tamamen doğal olmasını sağlar.
Somon DNA ve Nem Aşısı Birlikte Kullanılabilir mi?
Estetik cerrahi kliniklerinde sıkça başvurulan yöntemlerden biri de farklı içeriklerin birbirini destekleyici özelliklerinden yararlanarak sinerjik sonuçlar elde etmektir. Cilt yıllar içinde sadece kolajenini değil suyu tutma becerisini de kaybeder. İleri derecede nemini yitirmiş ve kurumuş bir cilde doğrudan kolajen ürettirmeye çalışmak, kurak bir tarlaya tohum ekmeye benzetilebilir. Bu gibi durumlarda nükleotid zincirleri saf hyalüronik asit içeren nem aşılarıyla birlikte dönüşümlü olarak uygulanabilir.
Dönüşümlü protokollerde genellikle ilk adımda saf hyalüronik asit cilde enjekte edilerek dokunun derinlemesine nemlenmesi ve adeta suyu bir sünger gibi çekerek toparlanması sağlanır. Bu sulu ve verimli zemin hazırlandıktan birkaç hafta sonra nükleotid zincirleri enjekte edilir. Yeterli neme kavuşmuş olan bu ortamda hücreler çok daha aktif çalışır ve kolajen sentezleme süreci daha güçlü bir şekilde ilerler. Bu iki aşamalı yaklaşım hem yüzeysel nemlilik hissini hem de derin doku onarımını eş zamanlı olarak hedefleyerek daha tatmin edici sonuçların ortaya çıkmasına yardımcı olur.
Somon DNA, Botoks ve Dolgu İşlemlerinden Hangi Yönleriyle Ayrılır?
Bu üç kavram medikal estetik alanında sıklıkla birbiriyle karıştırılsa da cilt altındaki çalışma prensipleri ve hedefleri birbirinden tamamen farklıdır. Karşılaştırma yapıldığında ortaya çıkan temel farklılık alanları şunlardır:
- Kırışıklıklara müdahale mekanizması
- Hacim kazandırma kapasitesi
- Doğal mimik hareketlerinin korunması
- Etkinin başlama zamanı
- Kalıcılık ve onarım süreci
Botoks uygulamaları doğrudan yüz kaslarının kasılma yeteneğini geçici olarak kısıtlayarak etki gösterir; mimik hareketlerini durdurarak çizgilerin oluşmasını engeller ancak cildin kalitesini hücresel anlamda artırmaz. Dolgu maddeleri ise yüzdeki hacim kayıplarını, çökmeleri veya asimetrileri alt dokuyu fiziksel olarak doldurarak anında görünür bir şekilde düzeltir.
Somon DNA tedavisi ise ne bir kas felci yaratır ne de cilt altında fiziksel bir dolgunluk kitlesi oluşturur. Doğal yüz ifadelerinizi, gülüşünüzü veya şaşırma mimiğinizi hiçbir şekilde değiştirmez. Yüzünüz dışarıdan bakıldığında yapay bir şişkinliğe sahip olmaz. Cildin sadece biyolojik kalitesini artırdığı için etki hemen işlem masasında görülmez; zaman içinde hücrelerin kendi yapı taşlarını üretmesi beklenir. Bu nedenle yüzünün ifadesi değişmeden sadece cilt kalitesinin artmasını isteyen kişiler için oldukça uygun bir seçenektir.
Somon DNA Diğer Ameliyatsız İşlemlerle Birlikte Yapılabilir mi?
Birçok medikal estetik uygulamanın etki mekanizması birleştirildiğinde, sonuçların kalitesi de doğru orantılı olarak artar. Bu hücresel destek tedavisi, adeta bir doku hazırlayıcı olarak diğer işlemlerle güvenli bir şekilde entegre edilebilir. Örneğin mimik çizgileri için yapılan botoks işleminden birkaç hafta önce veya sonra bu tedavinin uygulanması, cildin kalitesini artıracağı için botoksun pürüzsüzleştirici etkisine büyük bir destek sağlar.
Enerji bazlı cihazlarla yapılan tedavilerle birleştirildiğinde de oldukça olumlu sonuçlar alınması hedeflenir. Altın iğne olarak bilinen radyofrekans uygulamaları veya fraksiyonel lazer işlemleri cilt altında kontrollü minik ısı hasarları yaratarak iyileşme sürecini tetikler. Bu cihaz işlemlerinin hemen sonrasında veya aralarındaki seanslarda nükleotid enjeksiyonu yapılması, yaratılan bu termal hasarın çok daha kontrollü, hızlı ve kaliteli bir şekilde iyileşmesine zemin hazırlar. Ciltte gereken onarımın yapı taşları doğrudan hücrelere sunulduğu için, ısı tedavilerinin başarısının artması hedeflenir.
İletişime Geçin!
Somon DNA Uygulaması Kimler İçin Uygun Değildir?
Her tıbbi işlemde olduğu gibi bu uygulamada da hasta güvenliğini sağlamak en öncelikli kuraldır. Bazı özel durumlarda ve tıbbi geçmişe sahip kişilerde uygulamanın yapılması tavsiye edilmez veya mutlaka ertelenmesi gerekir. Bu durumlar şunlardır:
- Gebeler
- Emziren anneler
- Aktif enfeksiyonu olanlar
- Kanama bozukluğu bulunanlar
- Otoimmün cilt hastalığı atakları geçirenler
- Somon balığına alerjisi olanlar
Gebelik ve emzirme dönemlerindeki kadınlarda, dışarıdan verilen hücresel uyarım ajanlarının anne karnındaki fetüs veya anne sütü üzerindeki etkilerine dair yeterli klinik veri bulunmadığından tedbir amaçlı olarak işlem yapılmaz. İşlem yapılacak yüzeyde aktif iltihaplı sivilceler, uçuk veya açık yaralar varsa, iğne uçları enfeksiyonu cildin daha derin katmanlarına taşıyabileceği için işlem güvenli kabul edilmez.
Kanın pıhtılaşmasını zorlaştıran hastalıklara sahip olanlarda iğne giriş yerlerinde ciddi morarmalar ve deri altı kanamaları görülebileceği için uygulama risklidir. Aynı şekilde sedef hastalığı veya roza hastalığı gibi bağışıklık sistemiyle ilişkili cilt rahatsızlıklarının aktif alevlenme dönemlerinde, cilde iğne ile müdahale etmek hastalığı daha da tetikleyebilir. Son olarak formül doğrudan somon balığından elde edildiği için deniz ürünlerine, özellikle de balık proteinlerine karşı ciddi anafilaktik reaksiyon gösteren kişilere uygulanmaması büyük önem taşır.
Somon DNA İşlemi Öncesinde ve Sonrasında Nelere Dikkat Edilmelidir?
İşlemin klinik ortamda başarılı bir şekilde tamamlanması sürecin sadece bir yarısıdır; diğer yarısı ise kişinin işlem öncesi ve sonrasında kendi cildine nasıl davrandığıyla ilgilidir. İstenmeyen morluk veya ödem risklerini en aza indirmek için uygulama öncesinde dikkat edilmesi gereken temel unsurlar aşağıdaki gibidir:
- Alkol tüketmemek
- Kan sulandırıcı ürünlerden kaçınmak
- Asitli peeling ürünlerini bırakmak
İşlemden birkaç gün önce alkol alımı durdurulmalı ve hekim bilgisi dahilinde kan sulandırıcı etki gösterebilen ağrı kesicilere veya bitki çaylarına ara verilmelidir. Cilt bariyerini zayıflatan sert kimyasal soyucuların kullanımı durdurularak cilt dinlendirilmelidir.
İşlem sonrasında ise açılan binlerce mikro iğne girişinin sağlıklı bir şekilde kapanabilmesi için dikkat edilmesi gereken kritik kurallar şunlardır:
- Makyaj uygulamamak
- Sıcak su teması kurmamak
- Terleten yoğun egzersizlerden kaçınmak
- Doğrudan güneşe maruz kalmamak
- İşlem alanını ovuşturmamak
- Bol miktarda su tüketmek
Uygulamayı takip eden ilk yirmi dört saat boyunca cilde kesinlikle fondöten veya kapatıcı sürülmemelidir. Kozmetik ürünlerin mikro iğne deliklerinden deri altına sızması, kalıcı iltihaplanmalara veya granülom adı verilen kistik yapılara zemin hazırlayabilir. Hamam, sauna, solaryum veya sıcak su ile duş almak gibi yüzdeki kan damarlarını genişletip ödemi artıracak sıcak ortamlardan ilk birkaç gün uzak durulmalıdır. Yüze enjekte edilen biyoaktif maddeler hücresel ortamda su moleküllerine ihtiyaç duyduğu için günde en az üç litre su içilmesi, tedavinin gözle görülür başarısına büyük oranda destek olur.
Somon DNA İşleminin Etkisi Ne Kadar Sürer ve Evde Nasıl Desteklenir?
Klinikte gerçekleştirilen enjeksiyonların cildin genel yapısındaki onarıcı etkileri, kişinin yaşam tarzına, güneşten ne kadar korunduğuna ve cilt bakım alışkanlıklarına göre değişmekle birlikte genellikle altı ay ile on iki ay arasında bir süre boyunca devam etmesi hedeflenir. Bu süre zarfında dokular kendi kolajen rezervlerini oluşturduğu için, etkinin bir anda yok olması söz konusu değildir, kazanımlar zamanla yavaşça geriler.
Bu etkilerin daha uzun süre korunabilmesi için evde kullanılacak cilt bakım ürünleri yardımcı bir rol üstlenebilir. Son yıllarda kozmetik marketlerinde içeriğinde PDRN bulunan çeşitli serumlar ve bakım kremleri yaygınlaşmaya başlamıştır. Ancak bu kremlerin moleküler yapıları derinin en üst bariyerini aşıp canlı hücrelerin bulunduğu dermis tabakasına medikal enjeksiyonlar kadar etkili bir şekilde ulaşamaz. Yani ev tipi ürünler, klinikte yapılan iğneli işlemlerin yerini asla tutamaz. Yine de hekim kontrolünde seçilmiş, içeriğinde peptid kompleksleri, onarıcı centella asiatica ve hyalüronik asit bulunan nitelikli serumların düzenli kullanımı, cilt yüzeyindeki bariyeri güçlü tutarak klinik tedavinin ömrünün uzatılmasına yardımcı olması açısından oldukça faydalıdır.
Sıkça sorulan sorular
Son Yazılar
Türkiye’de El ve Mikrocerrahi Doktorları ve Hastaneleri Neden Tercih Ediliyor?
Ankara Plastik Rekonstrüktif Ve Estetik Cerrahi | Prof. Dr. Serdar Nasır » Genel » Türkiye’de [...]
Devamını Oku ➜Oca
Estetik ve Plastik Cerrahi Ameliyatları Öncesi ve Sonrası Doktor Önerileri
Ankara Plastik Rekonstrüktif Ve Estetik Cerrahi | Prof. Dr. Serdar Nasır » Genel » Estetik [...]
Devamını Oku ➜Oca
Ankara Yüz germe Ameliyatı Fiyatları
Ankara Plastik Rekonstrüktif Ve Estetik Cerrahi | Prof. Dr. Serdar Nasır » Estetik Cerrahi Fiyatları [...]
Devamını Oku ➜Oca
Karın Germe Ameliyatı Olanların Yorumları ve Deneyimleri
Ankara Plastik Rekonstrüktif Ve Estetik Cerrahi | Prof. Dr. Serdar Nasır » Hasta Yorumları & [...]
Devamını Oku ➜Oca
Göz Altı Işık Dolgusu ve Göz Altı Mezoterapisi Arasındaki Farklar Nelerdir?
Ankara Plastik Rekonstrüktif Ve Estetik Cerrahi | Prof. Dr. Serdar Nasır » Yüz Estetiği » [...]
Devamını Oku ➜Ara
Burun Estetiğinde Açık Teknik mi Kapalı Teknik mi? Farkları Nelerdir?
Ankara Plastik Rekonstrüktif Ve Estetik Cerrahi | Prof. Dr. Serdar Nasır » Yüz Estetiği » [...]
Devamını Oku ➜Ara
